Bir Mektup

     Fahrettin Bey;

    Size bu mektubu asla okunmayacağını veya ciddiye alınmayacağını bilerek yazıyorum. İçiniz rahat olsun. Kimseyi koltuğundan edecek torpile sahip değilim. Mektubunuza cevap niteliğinde de olmayacak. Okumadığımdan veya ciddiye almadığımdan değil. Sahada yaşadığım sorunları dile getirmenin başka bir yolunu bilmediğimden. Aslında bu da başlı başına bir sorun, ama sizin değil bizim muhatap bulamadığımız idarecilerin sorunu.

    Biliyorsunuz ki TUS kadroları arttığından beri acilde çalışan doktor bulmakta oldukça zorluk yaşıyoruz. Malumunuz aciller yeterince gereksiz hasta yüküyle boğuşmaktalar. Uzmanlık eğitimi hakkını kazanan kaçıyor. Size bu mektubu yazmamdaki sebep de acilde çalışan hekim sayısının azalması nedeniyle acile "destek" verecek ekip içinde olmam. Ekip derken 60 tane uzmanın çalıştığı hastanede çalışan bir avuç "7 tane dahiliye hekimi". Bu kadar. 60 tane uzman doktorun çalıştığı hastanede acilde doktor sayısı azaldığında akla gelen ilk çözüm bu. Bu yaşadığım ne ilk ne son sorun. Sayın idarecimize bütün uzmanlar bu işe girsin diyoruz, "ben göz doktoruna akut koroner sendrom baktıramam" diyor.

    Covid zamanı hastanede 4 tane nöbetçi hekim vardı. 1)Anestezi nöbetçisi, 2) Dahili havuz nöbetçisi, 3) Cerrahi havuz nöbetçisi, 4) Covid nöbetçisi. 2020'nin Kasım ayında bir nöbetimde Covid'de yatan hasta sayısı 200'dü. İnanmıyorsanız kayıtlara bakabilirsiniz. Acilden kaç tane hasta danışıldı, kaç hasta yatışı yaptım, yatan hastaların kaç tanesinin kaç tane sorunuyla ilgilendim Allah bilir. Bu nöbetçilerden dahili havuz ve cerrahi havuz nöbetçileri 1 tane covid hastasına bakmadılar, 1 tane covid hastasının odasına girmediler ama onlar "Yüksek riskli nöbet" ücreti aldılar, ben ise ilk branş nöbetine girdiğimiz 2 ay "normal nöbet ücreti" üzerinden ödeme aldım. Daha sonra lütuf olarak bir tane yoğun bakım bizim sorumluluğumuza verildi de biz de ödüllü nöbet ücretine "hak" kazandık. Uzman arkadaşlarımdan onlar diye bahsetmekten utanıyorum ama durum bu. Bu durumun sebebi de idareciler. 

    Pratisyenliğe adımımı attığım DHY kurasında yerleştiğim memleketim Çavuşlu'nun bağlı olduğu Görele ilçesinde acilde 6 ay çalıştım. Acile yabancı değilim. Elinizdeki kayıtları incelerseniz 2016'nın Şubat ayında bir günde 401 hastaya tek başıma baktığımı göreceksiniz. Acil uzmanının bile olmadığı bu acilde "aort anevrizma rüptürü"nden sayısız "akut koroner sendrom"a, "apandisit"'ten "özefagus varis kanaması"na bir çok hastaya tanı koyduğumu göreceksiniz. Sözüme güveniyorsanız bakmanıza gerek yok.  Bütün bunları 6 yıllık tıp fakültesi eğitimim ile yaptım. Acil uzmanı değildim.

    Şimdi İç hastalıkları uzmanıyım, 3 yıldır Kdz. Ereğli Devlet Hastanesi'nde çalışmaktayım. Genel olarak elimden geldiğince fazla insana yardımcı olmak niyetindeyim. Ama idarecilerin, belki sizin bilginiz dahilindedir öyleyse boşuna konuşuyorum, mesleğimi küçümseyici, aşağılayıcı uygulamalarından bıktım. Bıktık. Ben İç Hastalıkları uzmanı olmayı Tıp Fakültesi'nde 3. Sınıfta ilk Dahiliye dersini dinlediğimden beri hayal ediyordum. Çocuğunuz hasta olduğunda kime gidersiniz? Peki ya anneniz babanız hasta olduğunda?    

    Sevdiğim bu işi daha iyi şartlarda daha huzurlu bir şekilde yapma şansım varken vasıfsız kişilerin emeğimi daha sömürmelerine izin vermek istemediğimi bilmenizi isterim.

Yorumlar